Mutlu Ve Başarılı Bir Çocuk Nasıl Yetiştirilir?

Mutlu Ve Başarılı Bir Çocuk Nasıl Yetiştirilir?

Mutlu Ve Başarılı Bir Çocuk Nasıl Yetiştirilir?

Bir ağacın, nesil ve nev’ini devam ettirmesinde, çekirdek ve tohum ne ise, insan nesli ve nev’inin devamında da çocuk aynı şeydir. Çocuklarını ihmal eden milletler inkıraza, onları yabancı ellere ve yabancı kültürlere terkedenler de özlerini kaybetmeye mahkûmdurlar.

Her otuz-kırk senede bir, milletin en aktif ve en verimli kesimini teşkil edecek nesiller, bugünkü çocuklardır. Çocukları küçük ve değersiz görenler, millet hayatında, nasıl mühim bir unsuru hafife aldıklarını düşünüp ürpermelidirler.

Bugünün nesillerinde görülen fenalığın, bir kısım idarecilerde müşahede edilen yetersizliğin ve milletçe çekilen sıkıntıların mes’ulleri, otuz sene evvelki hakim unsurlardır. Çeyrek asır sonraki her türlü facia ve faziletler de, bugünkü nesillerin talim ve terbiyesine derpiş edenlere ait olacaktır.  

Geleceğini teminat altına almak isteyen her millet, sağa sola harcayacağı zaman ve enerji kadar bir kısım imkânları da, yarının büyük insanları olacak çocukların yetiştirilmesine sarf etmelidir. Başka yönlere harcanan şeylerin büyük bir kısmı bâd-ı heva gitse bile, nesillerin insanlığa yükseltilmesi istikametinde sarf edilen şeyler, bitip tükenme bilmeyen bir vâridât kaynağı gibi devam edip duracaktır.

Günümüzde toplumun yüz karası sayılan; sefiller, şerliler, anarşistler, ayyaşlar, morfinman ve esrarkeşler.. dün terbiyelerinde ihmal gösterdiğimiz çocuklardır. Bilmem ki, bugünkü ihmallerimiz yüzünden, yarın sokaklarımızı ne türlü nesillerin dolduracağını hiç düşündük mü..?

İnsan nesli yine ancak insanla devam eder. Kalbin ve ruhun hayat seviyesine doğru kanatlanmış insanla.. terbiye görmemiş, ruhî melekelerini geliştirememiş ve dolayısıyla da insanlığa yükselememiş nesiller, Âdem soyundan gelseler bile, insan azmanı bir çeşit garip yaratıklar; böylelerinin anne ve babalığını yüklenenler ise, bağrında canavar büyüten bedbahtlardır.

Anne-baba, evlâtlarını yetiştirip faziletlerle donattıkları nisbette “evlâdımız” demeye hakları var ise de, ihmal edilmiş yavruları hakkında böyle bir iddiada bulunmaları kat’iyyen muvafık değildir. Ya ona; fenanın, çirkinin yollarını gösteriyor, onu insanlıkdan uzaklaştırıyorlarsa...

Bir milletin devam ve bekâsı iyi yetiştirilmiş nesillerle kaimdir. Millî varlığı ve millî ruhu mükemmelleştirilmiş iyi nesillerle.. milletler geleceklerini emanet etmek üzere mükemmel bir nesil yetiştirememişler ise, istikbâlleri karanlık demektir. Hiç şüphe yok ki, nesillerin iyi yetiştirilmesinde en birinci vazife anne ve babalara düşmektedir.

Anne-baba, çocuğuna sahip çıkar, onun duygu ve düşüncesini hem kendine hem de topluma yararlı olacak şekilde geliştirirlerse, millete yeni, sağlam bir rükün kazandırmış olurlar. Aksine onu, insanî duyguları itibariyle ihmal etmişlerse, cemiyetin içine herhangi bir haşere salmış sayılırlar.

Ruhları aynalar gibi parlak, fotograf makinaları kadar süratli kayıt yapan çocukların ilk mektebleri, kendi haneleri, ilk terbiyecileri de anneleridir. Annelerin, sağda solda harcanmadan iyi birer terbiyeci olarak yetiştirilmeleri bir milletin varlığı ve bekâsı için en mühim bir esastır.

Çocukların ta’lim ve terbiyesi, hânenin nizam, huzur ve âhengi adına insanlık mektebinin ilk hocası kadındır. Kadına yeni yeni yerler arandığı günümüzde bir kere daha Kudret Elinin ona bahşettiği bu müstesnâ mevkiin hatırlanması, bir kısım fuzûlî arayışları önleyeceği kanâatini beslemekteyiz.

Terbiye başlıbaşına bir güzelliktir ve kimde olursa olsun takdir edilir. Evet, câhil dahi olsa, terbiyeli olduğu takdirde sevilir. Millî kültür ve millî terbiyeden mahrum milletler, kaba, câhil ve serseri fertlere benzerler ki; bunların ne dostluğunda vefâ ne de düşmanlıklarında ciddiyet olmaz. Böylelerine güvenenler hep inkisâr-ı hayâle uğrar, bunlara dayananlar er-geç desteksiz kalırlar.

Bir üstada çıraklık yapmamış ve sağlam bir kaynaktan terbiye almamış mürebbî ve mürebbiyeler, başkalarının yollarına fener tutan körler gibidirler. Çocukta görülen arsızlık, şımarıklık, bağrında geliştiği kaynağın bulanık olmasından meydana gelmektedir. Ailedeki duygu, düşünce ve hareket intizamsızlığı katlanarak çocuğun ruhuna akseder. Tabiî ondan da topluma...

Terbiye ile imdadına koşulacağı âna kadar GENÇ; yetiştiği çevre, heves ve zevkin pervânesi; ilim, basiret ve mantığın uzaklarında dolaşan bir deli ve kanlıdır. Onu, geçmişiyle bütünleştirip geleceğe hazırlayacak terbiye verildiği takdirde, millî duygu ve düşünceyi temsil eden bir delikanlı olur.

Bir milletin yükselip alçalması, o millet içindeki GENÇ kuşakların alacakları ruh ve şuura, görecekleri talim ve terbiyeye bağlıdır. GENÇ’leri iyi yetiştirilmiş milletler, her zaman terakki etmeye namzet olmalarına karşılık, onları ihmal etmiş milletlerin bir adım ilerlemelerine dahi imkân yoktur.

Bir milletin geleceği hakkında kehanetde bulunmak isteyenler, o milletin GENÇ’lerine verilen terbiyeye baksalar, hükümlerinde yüzde yüz isabet ederler

Bir milletin ıslahına, fenaları imhâ etmekle değil; nesilleri millî kültür ve millî terbiye ile insanlığa yükselterek hizmet edilmelidir. Din, tarih şuuru ve gelenekler halîtasından ibaret mukaddes bir tohumu, yurdun dörtbir bucağında çimlendirmedikten sonra, imhâ edilen her fenanın yerinde birkaç tane yenisi bitecektir.

Mekteblerde en az diğer dersler kadar terbiye ve millî kültür üzerinde durulmalıdır ki, vatanı cennetlere çevirecek sağlam ruh ve sağlam karakterli nesiller yetişebilsin. Tâlim başka terbiye başkadır. İnsanların çoğu muallim olabilir ama, mürebbî olan çok azdır.

En lüzumlu olduğu halde en az üzerinde durulan dersler, millî kültür ve millî terbiye dersleridir. Birgün dönüp bu yolu işletebilirsek, milletin terakkisi adına en isabetli kararı vermiş olacağız.

Her insanın geleceği çocukluk ve gençlik çağlarındaki intibâ ve tesirlerle sımsıkı alâkalıdır. Çocuklar ve gençler yüksek duygularla coşup şahlanacakları bir iklimde yetişiyorlarsa zihnî ve fikrî durumları itibariyle diri, ahlâk ve fazilet itibariyle de örnek olacaklardır.

İnsan, duygularının pes şeylerden uzak olduğu ölçüde insandır. Kalbi kötü duyguların baskısı altında, ruhu nefsanîliğin cenderesine takılmış kimseler, sûretâ insan görünseler bile düşünmek îcab edecektir. Terbiyenin bedene ait olan kısmını hemen hemen herkes bilir ama, asıl işe yarayan fikrî ve hissî terbiyeyi anlayan çok azdır. Oysaki, birinci şıkda daha ziyâde adalî güçleriyle beden insanları, ikinci şıkda ise ruh ve ma’nâ insanları yetişir.

Evet, arkadaş ama, her arkadaş değil; iyi arkadaş seçeceğiz. Eskilerin eskimeyen şu sözleri ne güzeldir: “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” “Üzüm üzüme baka baka kararır.” “Gül, güller arasında yeşerir.” “İyi arkadaş, insanı Cennet’e, kötü arkadaş da Cehennem’e götürür.” “İyi arkadaş, misk satan gibidir, hiç olmazsa kokusundan istifâde edilir; kötü arkadaş ise, körükçüye benzer ki, hiçbir yanından rahatsız olmasanız bile, en azından kokusundan rahatsız olursunuz.” Evet, her insan, arkadaşlarından iyi-kötü mutlaka birşeyler kapar.

Bir ağaç tımar edildiği zaman, bir canlı da bakımı-görümü yapıldığı sürece hem semere verir, hem de neslini devam ettirir. Bakılmadığı zaman ise, ağaç güdükleşir, canlı da amelimanda olur. Ya binbir istidât ve kabiliyetle dünyaya gönderilen insan; bir ağaç kadar olsun tımardan nasibi bulunmamalı mıdır?

İnsanoğlu, çocuğu dünyaya getiren sensini Gökler ötesi âlemlere yükseltmek de senin vazifendir. Onun cisminin sağlığına ehemmiyet verip üzerinde titrediğin gibi, kalbî ve ruhî hayatı için de titre, merhamet et, kurtar o bîçareyi Allah için! Ve zebil olup gitmesine fırsat verme. 

DERLEYEN: DRPİST


Bir yorum

Cevapla

  
 
3+2 İşleminin Sonucu    
Yukarı Çık